NEVZAT ELÇİ 724's profileNEVZAT ELÇİ 724PhotosBlogListsMore Tools Help

NEVZAT ELÇİ 724

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

   

Filistine Yardım İçin TıklayınHaftalık Ziyaretçi SayısıKimler ÇevrimiçiDinler 50 Toplist - Siteni Ekle Ziyaretcin ArtsinToplam Ziyaretçi SayasıŞönil Kumaş Üretimi YapılırKüpeşte Merdivenler YapılırKüpeşte Merdivenler Yapılır 
Feb. 5

 

DOST NERDESİN?

Photobucket   

gözlerinde bir pencere aradım
geçmişe bir yoldu aradığım
sarhoş sabahların

uykusuz sıcaklığı gibi

 tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek
bulamadım dost nerdesin
tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek
kanayan avuç içimden bulaşırken yüreğime
sohbetlerin bir köşesine kıvrılırdık
ayaz çöktüğünde geceye
veya hüsran şarkıları çaldığında
hayallerin ortasında birden
peşrevin ardından hicaz makamında
tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek
aklıma düşüverdin dost nerdesin
tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek
hep çabuk biterdi güne koşardı geceler
hep aynı hecelere sıkışmıştı sohbetler
hep aynı kalacaktı sanki günler
öyle gelirdi ağırdı yükümüz
heceleri gecelere böldüm

dost nerdesin
tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek
sen gittin ya dost
rutubet sardı yüreğimi
yağmurlar düştü sohbet köşelerine
sen gittin ya dost
aynı değil artık şarabın tadı
takvimler sarardı
tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek
seni aradı yüreğim hep kara gecelerde
acı bastı uykularımı
bakındı sağa sola
köşebaşlarını aradı
her sohbetin kuytularında
bir yanım eksik kaldı

dost sen nerdesin

tvltozelvlaszt.gif picture by fenyek

 NAZLICAN   

Photobucket 

  FIRAT

Jan. 4
Gülistan Aywrote:

Hakikatli Sözler

Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey
bilmez,bilgisizlik de insanin sonu olur.Nasil ki
araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse
ayni sekilde dini bilmeyenler de ibadetlerinde
cesitli sıkıntilara ducar olurlar.


Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )



"Siz niyetinizi Allah için güzel yapın.Her işiniz güzel olur...Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter..."
Gavs-ı Sani (k.s)



ÖLMEYİ İSTEMEDİĞİN DURUMDA VE HALDE OLMA.
ŞAH-I NAKŞİBEND




insanlarahizmet ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gercek faydayı veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar
Gavs-ı Sani (k.s)


çok büyük bir kıyamet gününün, en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun için dünya değilde ahiret için çalışacağız...
Gavs-ı Sani (k.s)



TAKVA VAR İSE FETVA YA GEREK YOKTUR.
-GAVS I SANİ HZ(K.S)-



Tövbe odur ki başkalarının da tövbesine vesile olur."
Gavs Abdülhakim el-Hüseynî Bilvânisî

SELAM VE DUA İLE...SEVGİLER..
Nov. 26
Nevzat Elçiwrote:

Çok Zikreden Deli mi Olur?
 


Çok Zikreden Deli mi Olur?

Ahmed Hulûsi


ZİKİR konusunda halkımızın çok korktuğu bir husus vardır. Elbette bunda en büyük faktör de "menfî şartlandırma"dır.

"Çok tesbih çekme, deli olursun!.."


Türünden, kasıtlı ya da kasıtsız söylentilerin kesinlikle belli olan bir yönü vardır ki o da `BİLİNÇSİZLİK' olan şartlandırma, insanları ZİKİR konusunda son derece ürktürmüştür.

Kur'ân-ı Kerîm her halûkârda, ayakta, otururken, yan yatarken sürekli zikir yapılmasını tavsiye ederken; maâlesef, bu bilinçsiz çevreler, elden geldiğince insanları zikirden uzak tutmaya çalışmaktadırlar.

"ALLAH'I AYAKTAYKEN, OTURURKEN, YATMIŞKEN ZİKREDERLER; GÖKLERİN VE YERİN YARADILIŞ HİKMETİNİ DÜŞÜNEREK, RABBİMİZ SEN BUNLARI HİKMETSİZ BOŞUNA YARATMADIN MÜNEZZEHSİN DERLER" (3-191)

Evet, insan daima üç halden birindedir. Ya ayaktadır, ya oturuyordur, veyahud da yatmaktadır. İşte, yukarıda âyet, her üç halûkârda da zikredilmesi gerektiğini bize açık seçik vurgulamaktadır.

*  *  *

Öyle ise, bize düşen, elden geldiğince, zikir yapmaktır!..

Nerede olursak olalım, ister abdestli, ister abdestsiz, olabildiğince zikir yapmak suretiyle beynimizi geliştirelim, Allâh'a yakîn elde edelim.

Bizim, nice içki içen ve hatta alkolik olan kişiye zikir tavsiyemiz vardır ki, bunlar meyhanede içki içerken zikre başlamışlardır.

Bir elinde içki kadehi, diğer elinde tesbihle işe başlayan bu kişiler; zikrin beyinde yaptığı yeni açılımların sonucu; kendilerinde meydana gelen idrâk ile bir süre sonra içkiyi bırakmışlar; ve daha sonra da kendi içlerinden gelen bir şekilde, hiç bir dış baskı olmaksızın beş vakit namaz kılıp, Hacca gitmişlerdir.

*  *  *

Biz diyoruz ki, ZİKİR insana en güzel geleceklerin yegâne anahtarıdır; çünkü beyin kapasitesini geliştirmeye yönelik yegâne ve en güçlü çalışmadır.

Ya, çok tesbih çekip de deli olanlar; diyeceksiniz!...

Şunu kesinlikle ifâde edeyim ki, çok tesbih çekmek yüzünden hiç bir normal insan deli olmaz!..

Ama şurası kesindir ki, çevresinde normal gibi tanınan oysa gerçekte şizoid ya da paranoid olan pek çok insan vardır!..

Bunların bu hasta durumları genellikle 35-40'tan sonra bazen de daha ileri yaşlarda ortaya çıkar. Hatta bazen de bir vesile olmazsa, hiç ortaya çıkmadan kapalı olarak bu dünyadan geçer giderler.

İşte, bu esasen hasta yapılı olan kişilerden biri bir vesile ile tesbih çekmeğe başlamış ve daha sonra da bir vesile ile hastalığı ortaya çıkmışsa, ard niyetli kişiler tarafından bu durum hemen tesbih çekmeğe zikir yapmaya bağlanarak, insanlar dinden ve zikirden soğutulur.

Oysa, normal yapılı, sağlıklı, akıl-mantık bütünlüğüne sahip bir insanda, zikrin asla hiç bir zararı yoktur!.. Aksine, bu tür bazı hastalıkları olan kişilerde dahi zikrin bazı faydaları olmakta; onların taşkın halleri zikir yoluyla oldukça kontrol altına alınabilmekte veya çok çok içe kapanık halleri daha dışa açılmaya yönlendirilebilmektedir.

*  *  *

Her ne kadar, Türkiye'de tarikâtlar yasak idiyse de, basında okuduğumuz ve çevremizden duyduğumuz kadarıyla, Türkiye'de nerede ise her beldede bir şeyh vardır; ve bunların belki de toplam Türkiye nüfusunun yarısına yakın derviş topluluğu vardır. Yani en azıyla Türkiye'de 10 milyon zikir yapan insan sözkonusudur. Bu sayının yüzde ya da binde ya da onbinde kaçı, normal sağlıklı bir insanken, tesbih çekmek yüzünden akıl hastası olmuştur ki?..

Şunu kesin olarak ifâde edelim ki, normal, sağlıklı, mantıksal bütünlük içinde yaşayan hiçbir insan, zikir çekmeğe başlaması yüzünden deli olmaz, kafayı üşütmez!.. Şayet, belki onbinde bir kişi böyle bir sebepten hasta oldu denirse, onun geçmişini araştırın deriz. Ya genetiğinde ya da doğuştan gelen sebeplerle bu hastalığın o kişide önceden mevcut olduğu açık-seçik görülecektir.
Oct. 20
Mirac kandiliniz mübarek olsun tüm islam alemine hayırlara vesile olmasını dilerim...
July 29
size bir armağan bırakıyorm bnm profilide bklerimmm herkess gelsn bklerim;)  
Get your own Chat Box! Go Large!
July 16
KıLıçBeY_wrote:

 

Selamünaleyküm

CUMANIZ

7147q8j 

MUBAREK

7147q8j

OLSUN

7147q8j

Cuma günü olunca, mescidin her bir kapısında melekler vardır, ilk gelenleri sırayla yazarlar. İmam (minbere) oturunca defterleri kapatıp, zikri dinlemeye giderler

byHaktan_renklicubukjb0

Resulullah (s.a.v)Buyurdularki

Kim (cuma günü) yıkar ve yıkanırsa, kim erkenden (mescide) gider ve hutbenin başına yetişirse, yürür ve binmezse, imama yakın durur, dinler, malayani söz etmezse ona her bir adım için bir yıllık amelin oruçları ve namazlarıyla sevabı yazılır."

byHaktan_renklicubukjb0

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazına üç (grup) insan katılır: 1) Kişi var, namaza katılır, boş konuşma yapar. Bunun namazdan hissesi, o konuşmasıdır. 2) Kişi var namaza gelir dua eder. Bu kimse Allah'a duada bulunmuştur, Allah dilerse onun istediğini hemen verir, dilerse vermez. 3) Kişi vardır, namaza gelir sadece dinler ve sükut eder, mü'minlerin arasından yararak geçmez, kimseye eza vermez. Onun bu namazı, daha önce geçen cumaya ve fazladan da üç güne kadar (günahlarına) kefarettir. Bu hal Cenab-ı Hakk'ın şu sözüne binaendir: "Kim bir hayır yaparsa bu kendisinden on misliyle kabul edilir" (En'am 160).

byHaktan_renklicubukjb0

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Cuma namazı, dört kişi hariç geri kalan her müslüman üzerine cemaat içinde yapması gereken vacib bir hakk'dır. Cumadan istisna edilen bu dört kişi şunlardır: Köle, kadın, çocuk ve hasta."

byHaktan_renklicubukjb0

KılıçBey

July 11

SEVGi



Anlatildigina göre adamin biri çöl ortasinda yürürken gözünün önüne çirkin bir yüz dikilir. Adam «sen kimsin» der. Çirkin yuz «ben senin çirkin amellerinim» diye cevap verir. Adama «senden kurtulmanin yolu nedir» diye sorar. Adam «Peygamber (S.A.V)'e selât-ü se'âm getirmektir.»

Nitekim Peygamberimiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:

"Bana getirilen selât-ü selâm, sirat köprüsü üzerinde isiktir, cuma günü seksen kere selât-ü selâm getiren kimsenin geçmis seksen yillik günahi affedilir» der.

Yine anlatildigina göre ademin biri Peygamberimize Hz. Muhammed (S.A.S.)'e seîâm getirmezdi, bir geçe rüyasinda Peygamber'imizi (S.A.S.) görür, fakat Peygamber'imiz (S.A.S.) yüzünü adama çevirmez. Adam «ey Allah (C.C)'in Resul'ü! Yoksa bana kizgin misin» diye sorar. Peygamber'imiz «hayir» diye cevap verir. Adam «o halde niye yüzüme bakmiyorsun?» diye sorar. Peygamber'imiz (S.A.S.) «çünkü seni tanimiyorum» diye karsilik verir.
Adam «beni nasil tanimazsin, ben senin ümmetinden biriyim, cümlerin anlattigina göre sen ümmetini ananin çocugunu tanidigindan daha iyi tanirsin» der. Peygamber'imizin (S.A.S.) cevabi söyle olur: "Alimîer dogru söylemisler, yalniz sen üzerime selât-ü selâm getirerek beni hatirlamadin ki! Benim ümmetimi tanimam, üzerime getirecekleri selât-ü selâm ile ölçülüdür"
Bu arada adam uyanir, ve her gün Peygamber'imize (S.A.S.) yüz kere selât-ü selâm getirmeyi üzerine borç haline getirir ve bunu yapar. Bir müddet sonra Peygcmber'imizi (S.A.S.) yine rüyasinda görür. Peygamber'imiz (S.A.S.) ona «simdi seni taniyorum ve sana sefaat edecegim» diye müjde verir. Çünki adam Rasulullahi sever olmustur.

Ulu Allah (C.C.) buyurur ki:


"Ey Rasul'üm! de ki, eger Allah'i seviyorsaniz, bana uyunuz da Allah´da sizi sevsin ve günahlarinizi affetsin. Hiç süphesiz Allah, bagislayici ve esirgeyicidir"

Al-i imran Süresi. 31

Ayet-i kerimenin nüzul sebebi söyle nakledilir: Peygamber'imiz (S.A.V) K'ab Ibni Esref ile adamlarini Islâmi kabul etmeye davet ettigi zaman onlar da Peygamberimize (S.A.V) «biz Allah'in ogullari yerindeyiz, o yüzden biz Allah'i daha çok severiz» diye cevap verdiler.
Adamlarin bu cevabina karsilik ulu Allah (C.C.) Peygcmber (S.A.V)'in onlara su mahiyette bir cevap vermesini murat etmis olmalidir: Eger siz Allah (C.C.)'i seviyorsaniz, teblig ettigim dini kabul ederek bana uyunuz. Çünkü ben O'nun bildirisini size ulastiran ve sizinle ilgili hükümlerini açiklayan bir Allah (C.C.) Resulüyüm. Eger benim O'nun adina yaptigim davete uyarsaniz, o sizi sever ve günahlarinizi bagislar. Hiç süphesiz O. bagislayici ve esirgeyicidir. Mü'minlerin Allah (C.C.)'i sevmesi, O'nun emrine uymakla. ibadetine kosmakla ve hosnutlugunu aramakla olur.

Allah'in (C.C.) mü'minieri sevmesi, onlara merhametle muamele etmesi, onlari mükâfatlandirmasi, günahiarini bagislamasi, onlara rahmet, günahtan korunma ve basari ihsan eylemesi demektir.



Imam-i Gazali (rehimehullahu) «ihya-ul Ulûm id-Din» adli eserinde der ki, «dört seyi yapmaksisim dört seyi iddia eden kimse yalancidir:

1 — Cenneti sevdigini söyledigi helde ibadet etmeyen kimse yalancidir.

2 — Peygamber'imizi (S.A.S.) sevdigini ileri sürdügü halde alimler iie fakirleri sevmeyen yalancidir.

3 — Cehennemden korktugunu iddia ettigi halde günah islemekten vazgeçmeyen kimse yalancidir. Nitekim Rabia-i Adviyye'nin (rahimehullahu) su iki beyti bu noktayi güzel izah eder.

Allah (C.C.) isyan ediyorsun, oysa O'nu sever görünüyorsun Hayatim hakki için bu durum, mantik prensiplerini alt-üst eder.

Eger sevgin dogru olsaydi. O'nun emirlerine uyardin. Çünkü asik, sevgilisinin sözünden çikmaz. Sevginin alâmeti, sevgilinin arzusuna, uymak ve onunla ters düsmekten sakinmaktir.



Anlatildigina göre bir gün bir gurup Sibli'yi (rahimehullahu) ziyarete gider. Büyük Veli «siz kimsiniz» diye sorar. Gelenler «biz seni sevenleriz» diye cevap verirler. Bu sirada Siblî yüzünü onlara döner, sonra onlari taslamaya baslar, adamlar Veliden kaçarlar. Veli onlari «benden niye kaçiyorsunuz, eger gerçekten beni sevseydiniz, belâmdan kaçinmazdiniz» diye azarlar. Arkasindan sözlerine söyle devam eder:

Muhabbet ehli, sevgi kadehinden içtiler, beldeler ve yeryüzü onlara dar geldi, Allah (C.C)'i hakki ile bildiler. O'nun ululuk ve kudreti karsisinda saskin kaldilar. O'nun sevgi kadehinden içtiler. O'nun ünsiyet denizinde boguldular, yalniz O'na seslenmekten zevk alir oldular.

Arkasindan su beyti söyledi:
Ey mevlâm! Sevgini hatirlamak sarhos etti beni.
Sen sarhos olmayan hiç bir asik gördün mü?.


Söylendigine göre deve sarhos oldugu zaman kirk gün yem yemez ve her zaman tasidiginin bir kaç kati kadar yük sirtina vurulsa yükleneni tasimasizlik etmez. Çünkü kalbinde sevgilisinin hatirasi kipirdayinca artik ne yem yer ve ne de agir yük tasimaktan kaçinir, sebep sevgilisine karsi duydugu sevktir.

Deve deve iken sevgilisi ugruna nefsinin istegini gemleyerek agir yük tasimaya katlandigi halde siz Allah (C.C) için hiç bir yiyecek veya içecekten vazgeçtiginiz oldu mu? Allah (C.C.) için üzerinize herhangi agir bir yük aldiniz mi? Bu sayilan iyi amellerden hiç birini yapmamissaniz, sizin Allah (C.C) sevgisi iddianiz ne dünyada ne de Ahirette, ne insanlar gözünde ne Allah (C.C) katinda hiç bir seye yaramayan bos bir sözden ibarettir.


Hz. Ali (kerremellahu vechehu) söyle der:

"Cenneti seven kimse iyiliklere kosar. Cehennemden korkan kimse, nefsini asiri arzulardan alikor. Ölümün kaçinilmazligina inanan kimsenin gözünde dünyalik hazlar önemsizlesir.


Ibrahim el-Havvas'a (rehimehullahu) «muhabbet nedir» diye sorarlar.
Su cevabi verir:: «istekleri yok etmek, bütün hacet ve sifatlari yakmak ve kulun kendisini isaretler denizinde bogulmasidir.

 

hayırlı günler canım kardeşim

en güzel günleriniz cuma gibi olsun

ALLAHIN rahmeti ve bereketi üzerinize olsun

CUMANIZ  hayırlı gönlünüz rabbimle olsun


June 27
ali sönmezwrote:
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Alanınızı ziyaret ettim.Elinize sağlık.Armağan olarak
bu değerli ozanımızın şiirini bırakıyorum.Selamlar
bende beklerim..ali sönmez

 
June 26
ABDULBAKİwrote:
AHMET HUSREV ALTINBAŞAK HAZRETLERİ (RH)
1899 yılında Isparta’da dünyaya geldi. İdâdi mektebini bitirdikten sonra, teğmen rütbesiyle Batı Cephesinde Kurtuluş savaşına katıldı. 1931 yılında Bedîüzzaman Hazretleri ile tanışması, hayatının en büyük dönüm noktası oldu.
1926 yılında sürgün olarak Isparta’ya gelip Barla’da ikamet etmekte olan Bedîüzzaman Hazretleri ile tanıştıktan sonra, artık hayatını îman ve Kur’ân dâvâsına vakfederek Onun en sâdık talebesi, ve en samimi dava arkadaşı olmuştu. O yıllarda,
Kur’ân-ı Kerîm’in tevâfuklu olarak yazılması vazifesi açılmış, ve bu büyük vazife on kişi içerisinde kendisine tevdî edilmişti.
Husrev Efendi, üzerinde kırk sene çalışarak, Kur’ân-ı Kerîm’i dokuz defa yazdı. O, aynı zamanda, kaleminden nurlar saçan, yorulmaz bir Risâle-i Nûr Kâtibi idi.
Hayatı, Üstadının hayatı gibi çilelerle dolu geçti. Eskişehir (1935), Denizli (1944), Afyon (1948), Isparta (1960), Eskisehir (1971) tevkif ve mahkemeleri ile
Bursa, Bergama, İzmir ve Buca cezaevlerinde yedi yıl hapis yatmıştı. Husrev Efendi, çile ve mücadele dolu bir hayat sonunda, 1977 yılı Ramazan ayında, 19 Ağustos’ta İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Geride, yazdığı Tevâfuklu Kur’ân-ı Kerîm, yazdığı binlerce nüsha Nur Risâleleri yanında, yetiştirdiği çok sayıda talebeleri gibi büyük eserler bıraktı. Allah Ondan razı olsun! Sahip olduğu iman şuuru ve ihlâstan bizleri de nasipdar eylesin! (Âmîn)

June 13
selam ve dua ile bol selavatli gunler
May 2
May 2
724SAYFASINI KULLANMIYORUM BU KONUDA BÜTÜN ARKADAŞLARIMDAN ÖZÜR DİLİYOR O GÜZEL YORUMLARINI _____NEVZAT-724________SPACES SAYFAMA BEKLİYORUM SEVGİ VE SAYGILARIMLA ALLAHA EMANET OLUN SAYGIDEĞER ARKADAŞLAR BAZI ÖZEL NEDENLERDEN DOLAYI NEVZAT ELÇİ
Apr. 29
Apr. 29
deniz denizwrote:
Kurân'da adı geçen İsrail peygamberlerinden biri.

Hz. Yûsuf Kurân'da adi geçen peygamberlerden birisi olup, Yakub Peygamberin oğludur. Nesebi Hz. İbrahim'e kadar varır (Kamil Miras, Tecrit Tercümesi, IX, 139).

Kur'ân-ı K erîm'de kendi adını taşıyan bir sûre vardır. Tamamı 111 âyet olan bu sûrenin 98 âyeti (4-101) Hz. Yûsuf'tan bahseder. Bu âyetlerde anlatıldığına göre Hz. Yûsuf'un hayat hikâyesi özetle şöyledir:

Hz. Yûsuf'un on bir tane erkek kardeşi vardı. Yûsuf fevkalâde güzel ve son derece zekî idi. Babaları Hz. Yakub en çok Yûsuf'u seviyordu. Bu sevgiyi ağabeyleri kıskanıyorlardı.

Yûsuf (a.s) bir gece rüyasında on bir yıldızn, Güneş ve ayin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyayı babasına anlattı. Babası rüyanın, Hz. Yûsuf'un büyük bir adam olacağına işaret olduğunu anladı ve Yûsuf'a rüyasını ağabeylerine anlatmamasını tembihledi. Ancak, ağabeyleri bundan haberdar oldular ve Yûsuf'u öldürüp bir yere atmayı plânladılar. Babalarından izin alarak, gezip eğlenmek bahanesiyle Yûsuf'u alıp kırlara,götürdüler. Onu bir kuyuya attılar, gömleğini da kana bulayarak, "Yûsuf'u kurt kaptı" diye babalarına yalan söylediler.

Kuyunun yanından geçmekten olan bir kafile Yûsuf'u buldu ve köle olarak satmak üzere alıp, Mısır'a götürdüler. Orada az bir fiyatla onu Azîz (maliye bakanı)'e sattılar.

Azz'in hanımı Yûsuf'a göz koydu. Onu kendisiyle beraber olmaya çagırdı. Yûsuf (a.s) bunu kabul etmeyince, ona iftira edip kocasına şikayet etti ve hapse attırdı.

Hz. Yûsuf senelerce hapiste kaldı. Orada hükümdarın şerbetçisi ve aşçısı ile tanıştı. Onların gördükleri rüyaların yorumunu yaptı. Birisinin, kurtulup efendisinin hizmetine devam edeceğini, diğerinin ise öldüreceğini söyledi. Sonunda dediği çıktı. Hz. Yûsuf, kurtulana, kendisini efendisinin yanında anmasını istedi.

Hükümdar bir gece rüyasında yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak gördü. Bu rüyanın yorumunu yaptırmak istedi. Hz. Yûsuf'un rüya yorumu yaptığını örgendi ve onu hapisten çıkarıp, rüyasını anlattı. Hz. Yûsuf, yedi sene bolluk olacağını, peşinden gelen yedi senenin ise kıtlıkla geçeceğini söyledi. Bunun üzerine hükümdar, Hz. Yûsuf'u maliye bakanlığına getirdi. Yûsuf (a.s) bolluk yıllarında bütün ambarları zahire ile doldurttu; kıtlık yılları gelince bu zahireyi halka dağıtmaya başladı. Ayni kıtlık, Hz. Yûsuf un babasının memleketi olan Ken'an diyarında da yaşandı.

Yûsuf (a.s)'un kardeşleri de zahire almak için iki kez Ken'an ilinden Mısır'a geldi. Sonunda Yûsuf (a.s) kardeşlerine kendini tanıttı ve onları affettiğini belirterek, "Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar, o merhametlilerin merhametlisidir" (Yûsuf, 92) dedi. Yûsuf (a.s), babası, annesi ve kardeşlerinin tamamını Mısır'a davet etti.

Ailesi Mısır'a vardığında Yûsuf (a.s) anne ve babasını tahta oturttu; diğer on bir kardeşi ise Hz. Yûsuf'un önünde eğildiler. O zaman Yûsuf (a.s); "Babacığım, işte bu vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi. şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni hapisten çıkaran, sizi çölden getiren Rabbim, bana pek çok iyiliklerde bulundu. Doğrusu Rabbim, dilediğine lütufkârdır. O şüphesiz, bilendir, hâkimdir" (Yûsuf,100) dedi. Bu şekilde İsrail oğulları, Filistin'den Mısır'a gelip yerleşmiş oldu. Bir süre sonra Yakub (a.s) vefat etti. Yûsuf (a.s), Allah Teâlâ'ya söyle münacatta bulundu: "Rabbim, bana hükümdarlık verdin, rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı! Dünya ve âhirette koruyanım sensin! Benim canımı, Müslüman olarak al! Ve beni iyilere kat!" (Yûsuf, 101). Yûsuf (a.s)'un hayat hikayesi Kur'ânı Kerîm'de "Ahsenü'l-Kasas, Kıssaların en güzeli" ünvanını aldı. Pek çok olayları içeren bu hayat hikâyesi için Allah Teâlâ söyle buyurdu: Ândolsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır" (Yûsuf, 7).

Yûsuf (a.s)'un defnedildiği yer, rivâyetlere göre, İbrahim (a.s)'in medfun bulunduğu Kudüs yakınlarında Halilü'r-Rahman kasabasındadır.
Apr. 27
Apr. 26
deniz denizwrote:
Hafıza meselesi

Padişah, okunan bir şeyi bir dinleyişte ezberlermiş. Birinci vezir 2 defa okunanı, ikinci vezir de 3 defa okunanı ezberlermiş. Şair Abdülbaki efendi, yeni yazdığı bir şiiri, Padişaha takdim edince, Padişah, oku bakalım der. Şiir hoşuna gidince Padişah bir latîfe yapmak ister:
- Burada herkes bu şiiri bilir. Neresi yeni bunun? Yoksa sen, bilmez mi sanıyordun?

Şair şaşırır:
- Efendim nasıl olur, bu şiiri yeni yazdım ve ilk defa burada okudum. Bilmeniz nasıl mümkün olur?
- Bak şimdi ben okuyorum sen dikkatle dinle!

Padişah şiiri okur ve şairin çok fazla şaşırdığını görünce, iki defa dinlediği için ezberleyen birinci vezire dönüp der ki:
- Abdülbaki efendi iyice tatmin olması için, bir de şiiri sen oku bakalım!

Şairin şaşkınlığı iyice artar. Padişah ikinci vezire der ki:
- Bir de sen oku da, Abdülbaki efendi iyice kanaat getirsin artık.

O da yanlışsız okur. Şair ne diyeceğini şaşırmış vaziyette iken, Padişah durumu anlatır ve hediyelerle uğurlar.
Apr. 26
Apr. 25
selam ve dua ile
Apr. 25
  Soru cevap Sosyal Güvenlik Yasası
Apr. 24
Apr. 23
Apr. 23
deniz denizwrote:
ANNE AL ŞU KIRMIZI GÜLÜ SÖZLÜME VER...
Genç mücahidlerimizden biri cihada gitmek üzereyken annesiyle vedalasıp helallık dilemek istedi AnneSi: evladım eger senın ölüme gittiğini bilsem kesınlıkle senin gitmene izin vermicektım ama kuranda gecen bakara süresındeki ''ALLAH YOLUNDA ŞEHİD OLANLARA ÖLÜ DEMEYİN ONLAR DİRİDİRLER LAKİN SİZ SEZMESSINIZ'' ayeti hatırıma geldiği vakit senin memnuyetle gitmene izi veriyorum dedi.yolun acık olsun oğlum dedi ve son bişi daha sölicem dedi evladım sözlün; sözlün ne olcak onun haberi yok ki senın gideceginden genç: hiç birşey demeden göğsünü acıp henuz kurumamış kıpkırmızı bir gül cıkardı ve annesine uzattı al anne: bunu ona ilet yeter dedi ve ben sağ kaldıkça bu kırmızı gülde solmayacak dedi nasıl olur evladım dedi annesi olurmu hiç öle bişi en fazla suda kalsa bile en fazla bi ay dayanır. genç gene söze başladı ANNE: SEN BAKARA SÜRESİNDEKİ AYETİ NE CABUK UNUTTUN ŞEHİDLER ÖLMEZ DİYE DEMEK O GÜLDE SOLMAYACAK DEDİ annesi baŞındaki yaşlılık yazmasıyla göz yasını sildi oğlum git git evladım git RABBİM SENIN İÇİNDEKİ CEVHERİ EKSİK ETMESİN İNŞ RABBİM senınle ve arkadaşlarınla olsun inşş yolun acık olsun dedi. daha sonra annesi o gülü genç mucahidin sözlüsüne verdi ve o genc in sözlüsü ölünceye kadar evlenmedi ona sözlü kaldı neden mi cunkü gül SOLMADİKİ......
 
Apr. 23
Apr. 22
deniz denizwrote:

Şeyh Edebali'nin Oğluna vasiyeti

 

Oğul!
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler!
Unutma ki dünya, sandığın kadar büyük değildir!
İki parlak güneşe aldanıp sonra da karda, ayazda kavrulup gitme!
Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin!
Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen,
Sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve benliğin bir olup aklını yener!
Daima sabırlı ol, sebatlı ve iradene sahip olasın.
Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil!
Her işin gereğini vaktinde yap!
Açık sözlü ol! her sözü üstüne alınma!
Gördüğünü söyleme bildiğini bilme!
Sözünü unutma! sözü söz olsun diye söyleme!
Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir!
Sevdiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin, itibar olmaz
Üç kişiye acı:
Cahiller arasındaki alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Unutma ki : Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir!
Ulularla, düşmanlarını hor görme!
Düşmanını çoğaltma, düşmanlığın başını da sonunu da sen belirle!
Haklı olduğunda kavgadan korkma!
Bilesin ki: atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!

Apr. 22
March 14

Konuşulan konu ALLAH ŞEYTANA UYDURMASIN

 

Alıntı

ALLAH ŞEYTANA UYDURMASIN
Şeytanın Hileleri


İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri´nden naklen , Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor :

- Bir gün Resullullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada , dışarıdan bir ses geldi :

- Ev sahibi , içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz ? Benim sizden bir dileğim var.

Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı.

Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , duruma vakıf oldu ve :

- Bu seslenen kimdir bilir misiniz ?

Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik :

- En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.

Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz :

- O , lain iblistir. " Şeytandır " Allah'ın laneti onun üzerine olsun...

Buyurunca ; hemen Hz. Ömer :

- Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim.

Dedi... Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi , şöyle buyurdu :

- Dur ya Ömer , bilmiyor musun ki ; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... öldürmeyi bırak.

Sonra şöyle buyurdu :

- Kapıyı ona açın , gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.


Bundan sonrasını ondan dinleyelim ; yani Ravi´den. Şöyle anlattı :

Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki , şekli şu :

Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası , büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da , bir manda dudağına benziyordu.

Sonra , şöyle bir selam verdi :

Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin.

Onun bu selamına Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu :

- Selam Allah'ındır ya lain...

Sonra şöyle buyurdu :

- Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş ?

Şeytan şöyle anlattı :

Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ;

- Nedir o mecburiyetin ?

Şeytan anlattı :

- İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor , Muhammed´e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa , doğrusunu diyeceksin. Sonra...

Allah-ü Teâlâ buyurdu ki :

- Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen... seni kül ederim ; rüzgara savurur... Düşmanlarının önünde , seni rüsvay ederim.

- İşte... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim.

- Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

Bundan sona Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu :

- Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?

Şeytan şu cevabı verdi :

- Sensin ya Muhammed. Allah´ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ?

Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu :

- Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin ?

Şeytan anlattı :

- Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir.

Bundan sonra , sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti ;

Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; şeytan anlattı :

- Sonra kimi sevmezsin ?

- Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi...

- Sonra ?

- Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi.

- Sonra ?

- Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez.

- Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ?

- Ya Muhammed , ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa , Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; o halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.

- Sonra kim ?

- Şükreden zengin.

- Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ?

- Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki ; şükreden bir zengindir.


Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu :

- Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur ?

- Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

- Neden böyle olursun ; ya lain ?

- Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir.

- Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ?

- O zaman da bağlanırım. Taa , onlar iftar edinceye kadar.

- Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ?

- O zaman da çıldırırım.

- Peki ya Kur´an okudukları zaman nasıl olursun ?

- O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.

- Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ?

- Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline ve beni ikiye böler.

Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu :

- Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin , ya Ebamürre ?

Bunun üzerine iblis :

- Onu da anlatayım... dedikten sonra anlatmaya başladı :

- Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ;

1 - Allah-ü Teala , sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.

2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.

3 - Allah-ü Teala , onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar.

4 - Allah-ü Teala , belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.


Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu :

- Ebubekir için ne dersin ?

İblis ise şu cevabı verdi :

- O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam´a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ?

- Peki , Ömer b. Hattab için ne dersin ?

İblis ona da şu cevabı verdi :

Allah´a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım.

Peki , Osman b. Affan için ne dersin ?

Ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki , Rahman´ın melekleri de ondan utanırlar...

Peki , Ali b. Ebutalib için ne dersin ?

İblis onun için de şöyle dedi :

Ah onun elinden bir kurtulsam... O , kendi başına kalsa , ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa, ben de onu bıraksam . Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz.


Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu :

- Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun.

Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi :

- Heyhat , heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?
Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah´a yemin ederim ki ; Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı , bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah´ın halis kullarını , evet , bunları azdıramam.

Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu :

- Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ?

Bu suale İblis şu cevabı verdi :

- Bilmez misin ya Muhammed bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever... O , Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o, ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği sürece , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddetce o , size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki ; mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır.

İblis anlatmaya devam etti :

- Ya Muhammed , bilmez misin ? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra , o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.

- Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.

- Bir kısmını gençlere yolladım.

- Bir kısmını da , meşayihe saldım.

- Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim.

- Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

- Çocuklara gelince , onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.

- Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.

- Onlar bunların yanına girer ; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne , hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ; başlarlar , sebeplerden herhangi birine sövmeye...

- İşte , böylece onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti , ihlassız yaparlar gayrı... Ama bu hallerin farkında olmazlar.

İblis , bundan sonra , aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi :

- Bilmez misin ya Muhammed , Rahip Basisa tam yetmiş yıl ihlas ile Allah´a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki , her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi.

Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , onu şöyle anlatır :

" ... Şeytan hali gibidir ki ; o insana : " Kafir ol " dedi. Vaktaki o kafir oldu. "

Bu defa ona şöyle dedi : " Ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. " (59/16)


İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı :

- Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse , o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse , o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem´e ve Havva´ya yalan yere Allah adına and içtim.

" Muhakkak ben size nasihat ediyorum. " (7/16) dedim...

Bunu yaparım ; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

- Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da benim meyvelerimdir ve şenliğimdir.

- Her kim talak üzerine yemin ederse , günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun , isterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa , taaa hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocukları hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.

- Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister ; tutarım , ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. sonra kılarsın. "

- Böylece o , vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

- Şayet o kimse beni mağlup ederse , ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O , bunda da beni mağlup ederse , bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ;

- " sağa bakr30; sola bak... " derim. O da bakar. O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona :

- " Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. " derim veböylece onun huzurunu bozarım.

- Sen de bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez. Bunda da ona mağlup olursam , yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi.

- Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rüküdan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir.

- O kimse bunda da beni yener ise , bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

- Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa , onun içine küçük bir şeytan girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte , bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder , sözümüzü dinler , dediklerimizi yapar.


Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :

- Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım , ne tuzaklarr30; Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki :

" Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. "

Sonra hastalara giderim :

- " Namaz kılmayı bırak " derim , çünkü Allah-ü Teala : " hastalara zorluk yok... " (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın ". Ve böylece o , namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o , hastalığında namazı terkederek ölüp giderse , Allah'ın huzuruna çıkarken , Allah-ü Teala´yı öfkeli bulur.

Sonra şöyle dedi :

- Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun.

- Eğer yalan varsa Allah´tan dile beni kül eylesin.


İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi :

- Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım.


Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ona , yani İblis´e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi :

- Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ?

- Faiz yiyen.

- Dostun kim ?

- Zina eden.

- Yatak arkadaşın kim ?

- Sarhoş

- Misafirin kim ?

- Hırsız.

- Elçin kim ?

- Sihirbazlar.

- Gözünün nuru nedir ?

- Karı boşamak.

- Sevgilin kim ?

- Cuma namazını bırakanlar.


Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu :

- Ya lain , senin kalbini ne yıkar ?

- Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.

- Peki , senin cismini ne eritir ?

- Tevbe edenlerin tevbesi.

- Peki , ciğerini ne parçalar, ne çürütür ?

- Gece ve gündüz , Allah'a yapılan bol bol istiğfar.

- Peki yüzünü ne buruşturur ?

- Gizli sadaka.

- Peki gözlerini kör eden nedir ?

- Gece namazı.

- Peki , başını eğdiren nedir ?

- Çokça kılınan cemaatle namaz.


Resullullah (s.a..v) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu :

- Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir ?

- Namazını , bilerek kasden bırakanlar.

- Peki , insanların en şakisi kimdir ?

- Cimriler

- Peki , seni işinden ne alıkoyar ?

- Ulema meclisleri

- Peki , yemeğini nasıl yersin ?

- Sol elimle parmaklarımın ucu ile.

- Peki , sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ?

- İnsanların tırnaklarının arasında.


Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi.

- Rabbinden neler talep ettin ?

- On şey talep ettim.

- Nedir onlar ya lain ?

- Şunlardır :

- Allah´tan diledim ki , beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : " Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder... " (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.

- Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah´a sığınılmayan malın da ortağıyım.

- Cinsi münasebet anında , Allah´a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler.

- Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir ; " Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkartr30; " (17/64)

- Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.

- Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı.

- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi.

- İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi.

- Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi.

- Diledim ki ; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi.

- İstedim ki ; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir : " O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. " (17/27)

Bir ara Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu :

- Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin , seni tastik etmezdim.

Bundan sonra İblis devam etti :

- Ya Muhammed , Allah´tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi.

- Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; bu da oldu. Böylece ben , onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem de nasıl istersem.

Bütün bu isteklerimi verdi.

- Hepsi sana verildi , buyurdu Hz. Muhammed.

- Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte , böylece kıyamete kadar , ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.

Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı :

- Benim bir oğlum vardır. Adı, ATEME´dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

- Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MüTEKAZİ´dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MüTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

- Sonra , benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da KüHAYL´dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.

Bundan sonra İblis şöyle anlattı :

- Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu , bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir.

Mesela :

" Elini kolunu dışarı çıkar, göster. " der.

- O da bu emri tutar. Elini kolunu açar , gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.

İblis bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz´e kendi durumunu anlatmaya başladı :

- Ya Muhammed , bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ;

" İlah yoktur sadece Allah vardır ve Muhammed Allah´ın resülüdür. "

- diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı , yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah´ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Ben de , kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , şekavet ehli kılan da Allah.

Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu:

" Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabb´ın esirgedikleri hariç... " (11/118-119)

" Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. " (33/38)


Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , İblis´e şöyle buyurdu :

- Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah´a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum.

Bunun üzerine İblis şöyle dedi :

- Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan ; beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah´tır. Ve O , bütün eksik sıfatlardan münezzehtir.

Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı :

- İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim.


March 12

Konuşulan konu TEBESSÜM

 

Alıntı

TEBESSÜM...

     Bir gülümseme;sevginin ve insan olmanın anahtarıdır

Bir gülümseme;iç dünyamızın güzelliklerini dısa yansıtır

Bir gülümseme;bir külfeti yoktur,fakat çok şey kazandırır

Bir gülümseme;evde saadet,işyerinde muvaffakiyettir

Bir gülümseme;başkalarına ikramda bulunmak demektir

Bir gülümseme;vereni fakirleştirmeden alanı zenginleştirir

Bir gülümseme;bir an sürer,bazen ise ebediyyen yaşar

Bir gülümseme;yorgun olan insanı dinlendirir

Bir gülümseme;ümitsiz olana neşe bahşeder

Bir gülümseme;karanlık bir çehreyi aydınlatabilir

Bir gülümseme;satın alınmaz,rica ile elde edilmez

Bir gülümseme;ödünç verilmez,çalmakda mümkün değildir

Bir gülümseme;kendiliğinden verilmedikçe işe yaramaz

Bir gülümseme;ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir

Bir gülümseme;sevgi köprülerini sağlamlaştırır

Bir gülümseme;bazen bir hayat kurtarır

Bir gülümseme;bazen savaşıda önler

Bir gülümseme;bazen gülümsemeyeni gülümsetir

Bir gülümseme;sadaka yerine geçer sevap kazandırır

Bir gülümsemeyi gülümsemeye ihtiyacı olana bo bol verin

Bir gülümsemeye gülümsemeyenlerin,ihtiyacı olduğunu unutmayın!

Bir gülümseme için hiç kimse,ona ihtiyaç duymadan yaşayacak kadar zengin ve kuvvetli değildir...

March 11

Konuşulan konu AHLAKİ ÇÖKÜNTÜ

 

Alıntı

AHLAKİ ÇÖKÜNTÜ
 

 

DİNSİZ TOPLUMLARDA AHLAKİ ÇÖKÜNTÜ

İnsanların yaşamın gerçek amacından uzaklaşmaları, manevi değerlerini kaybetmeleri demektir. Dünyayı yaşayabilecekleri tek yer olarak gören, hem kendilerinin, hem de diğer insanların ölümle birlikte yok olacaklarını zanneden kişilerin manevi yönlerinin gelişmiş olması da beklenemez. Dünyada, yaptıkları iyilik ve kötülüklerle denendiklerini, bunların ölüm sonrası hayatta karşılarına getirileceğini düşünmeyen kişilerin insani yönlerinin gelişmesi de mümkün değildir.

Böyle çarpık bir yaşam felsefesine sahip insanların oluşturdukları toplumların da manevi yönden büyük bir boşluk içinde olması kaçınılmazdır. Toplumu oluşturan insanlar dünyada kendileri için mümkün olduğunca çıkar sağlamaya, kendi istek ve tutkularını tatmin etmeye, kısa bir yaşam süresini sorumsuzca geçirmeye çalışırlar. Ahlaki yönden bir güzellik elde etme konusunda ise çabaları olmaz. Çünkü bunun kendileri için bir çıkar sağlamayacağını düşünürler. Hatta aksine yardımsever, şefkatli, merhametli, hoşgörülü, vicdanlı insanları kendi çarpık bakış açılarıyla "saf" kişiler olarak değerlendirirler. Onların yaşam felsefeleri, kuvvetli olanın zayıf olanı ezmesi, güçlü olanın hiç kimsenin hakkını gözetmeden insanlara dilediği şekilde zulmetmesi üzerine kuruludur.

Allah Kuran'da, ahirete ve hesap gününe inanmayan böyle insanların günah konusunda da sınır tanımayacaklarına dikkat çekmiştir:

O gün, yalanlayanların vay haline.Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar.Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', günahkar olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin Suresi, 10-12) 

 

 


 

 

             

İNKARI BIRAK

Talip ol rızasına, bu gafletten çık artık

Lezzet ruhunda senin; ne balda, bademdedir!

Sahip ol ravzasına, engelleri yık artık

Kuvvet özünde saklı; ne kolda,  kademdedir!..

Yeniden tövbe edip, verip ikrarı mutlak

Her şey O'nun elinde, ey can, inkarı bırak

İman en büyük nimet, Hakkın ikramına bak

Geçmiş gelecek zaman; hepisi bu demdedir!..

Dünyayı dert edinmek, boşuna bir kederdir

Çün hiçbir şey değişmez, hayatın mukadderdir

Her "baba" mürşit olmaz, papazlar da pederdir

Lakin, tevhitten uzak, o hala "totem"dedir!..

İsyan, inkara yakın; imana ters, itiraz

Fark yok, kavlen, ha kalben; Allah'tan utan biraz

Aşk davası güdersin, kafa, kalb, dolu maraz

Benim sevdam özümde, sanma ki midemdedir!..

Teslim olsan vicdanın; irfan ve iz'anındır

Sümbüller canlı Kur'an, bülbüller ezanındır

Alemde her şey mevhum; Mevcut senin zannındır

Adem alemde değil, alemler ademdedir!..

Mevla'yı görebilen, mir'atı Muhammet'ten

Vahdete varabilen, vuslata muhabbetten

Gayri minnet dilenmez, münafık muhannetten

Sanma ki bütün hüner, rütbede kıdemdedir

 

 

 

KALBİM TEMİZ  -mi

 

Uzun süre görüşemeyen iki arkadaş bir cuma günü şehrin parkında karşılşarlar. Hasret giderirler. O sırada cuma salâsı okunur. Ehli namaz olanı ötekini cuma namazına davet eder. Arkadaşı bir sürü bahane uydurur ama, başarılı olamaz,ikna olur ve beraberce camiye giderler. İmam efendi vaaz vermektedir.
- Ey 
 benim kalbim temiz diyen, sen benim kalbime bak diyerek göğsünü yumruklayan adam, kalbin temiz de sana ait olmayan malları gasbetmeye, bedelini ödemeden kullanmaya, hatta hortumlamaya utanmıyor musun?
Daha önce namaz kılmayan arkadaş, sanki kendine hitap edilmiş gibi irkilir.Gerçekten kendisi de kalbinin temiz olduğuna güvenerek ibadete ihtiyaç duymamaktadır. Ama hoca efendi gasptan, hortumlamaktan bahsetmektedir.

- Her tenefüs ettiğin hava, kana kana içtiğin her damla su, ışığından ve ısısından faydalandığın güneş, damla damla inen rahmet, ekip biçtiğin toprak, senin kendi malın mı ki bunları kullanırken sahibini hiç düşünmüyorsun? Bunların da bir bedeli olduğunu bilmiyor musun?
Adam bunların bedeli ne ola ki derken, imam efendi devam eder;

- Bu nimetlerin bedeli üç şeydir: biri zikir, biri fikir, biri şükürdür. Başta bismillah zikirdir, ortada bu nimetleri sana vereni düşünmek fikirdir, sonunda da elhamdülillah demek bir şükürdür.

Adamın kafası DANK eder. Şimdiye kadar ne havaya, ne suya, ne de diğer nimetler bu gözle bakmamıştır.

Bunları düşününce, gerçekten yıllarca Cenab- Hakkın nimetlerini bedelsiz kullandığını, gasp ettiğini ve hortumladığını kabul ederek pişmanlık içinde secdeye kapanmıştır...

 

 


 

 

Genç kızın son senesiydi okulun bitmesine bir sene kala başörtüsü yasağının polis nezaretinde uygulanmaya başlanmıştı. Yasağa karşı direniş zincirleri de yavaş yavaş aile ve bazı cemaatlerden gelen başınızı açın emeğinizi zay etmeyin, büyük hayırlar için küçük şerleri kabul edin, yasağa direnmeyin, islama hizmet için başka çare yok, zaten başörtüsü fer-i bir mesele olduğunu islamın tek otoriter efendi hazretleri beyan etmeleriyle, çözülmeye başlamıştı, direniş zincirleri.
Genç kız bu fetvalar ve aile baskısı karşısında başını açıp taviz veren kervanına katılan kızların gitmesiyle artık iyice yalnız kalmıştı, kendisi gibi direnen birkaç kız kalmıştı yanıbaşında.Onun vicdanı bu fetvayı kabul etmiyordu bir türlü.başörtüsü farzdı nasıl farzı terk edebilirdi.ikna odalarına girmeden cemaat ağabeylerinin başınızı açın iknalarına maruz kalmıştı,nefsi aç diyordu,ama vicdanı rahatsız ediyordu onu açma diyordu.Bazı cemaatler ise haramdır başını açmak diyordu bazıları zaruret haramları helal eder diyordu.

genç kız bu fikir ve fetva karmaşası karşısında bocalamaktan bıkmıştı.artık sadece medet umacağı ve güveneceği Allah kalmıştı.ONDAN YARDIM iSTEDi.Rabbim işin hakikatini göster yardım et rabbim diye yaşlı gözlerle yalvarmıştı.

O gece rüyasında iki hakikat sineması görmüştü. O hakikat sinemasında mason vali Nevzat Tandoğan Bediüzzaman hazretlerine: Hoca şu sarığı çıkarıp şapkayı başına geçireceksin. Kanunlarımıza riayet edeceksin diyordu. Bediüzzaman hiddetlenmişti bana bak Nevzat bu sarık bu baş ile çıkar saçlarım adedince başım olsa hakikati Kuraniyeye hepsini feda ederim diyordu.

ikinci hakikat sinemasında şöyle nida ediyordu: Bediüzzaman :Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz asla,ve o BAşöRSüNü TEFEURAT GöREN FETVA SAHiBiNi minberden aşağı atıyordu.

ŞöYLE DiYORDU:
sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır diye haykırıyordu. Genç kız kan ter içinde rüyadan uyanmıştı, Rabbine şükür etti kendisine hakikati gösterdiği için. Kendisine kimin kötülük edip başlarını din namına islam adına açtıranların gerçek yüzlerini anlamıştı artık .

Bediüzzaman sünnet olan sarığı için başını verirken, ben farz olan örtüm için hayatımı versem azdır diyordu niçin okulu bıraktın diyenlere.
NOT:Bu hikaye gerçektir.genç kızın gördükleri hakikattir.

//alinti//

 










 




 

 

 

Ölüm Esnasında Kişiye Müstahab Olan Durumlar


 

  Ölüm anında sakin olmak, ölüme hazırlıklı olmak kişi için güzeldir.

Dili için güzel olan şehadet getirmesidir.

Kalbi için güzel olan, Allah hakkında güzel zanlı olmasıdır.
  Surete gelince Hz. Peygamberden şöyle rivayet ediliyor:
  "Üç şey nezdinden ölüyü murakabe ediniz:

a) Alnı terlediği, b) Gözyaşı döktüğü, c) İki dudağı kuruduğu zaman.

Bu durum Allah'ın onun hakkında inmiş rahmetindedir.

Boğulan bir kimse gibi hırıltı çıkardığı rengi morlaştığı dudakları

pas bağlandığında bu Allah'ın onun üzerine inen azabındadır.

" (Tirmizi, Nevadir'ul-Usul)


  Ebu Hureyre Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
  "Ölüm meleği ölmek üzere olan bir kişinin yanında gelir kalbine bakar.

Orada bir şey bulamaz. Bunun üzerine iki çenesini açıp dilinin

damağına yapışık olduğu halde "lâ ilâhe illallâh'' dediğini görür.

Bunun üzerine ihlas kelimesi mefhumu sayesinde o kimse bağışlanır.''
  Hz. Peygamber (s.a.v) ölüm halinde olan bir gencin yanına varıp "kendini nasıl hissediyorsun" dedi. Genç, "Allah'tan ümidimi kesmiyor ve günahımdan korkuyorum!" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
  "Böyle bir durumda bu iki haslet bir kulun kalbinde bir araya gelmez.

Geldikleri takdirde Allah o kula ümit ettiğini verir, korktuğundan da onu emin kılar."

 

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

 

Bir alime sorulur: Aşık kimdir? Hali nedir?
- İnsanlarla az haşir neşir olur. Rabbi ile daha çok başbaşa kalır, görünüşü sessizdir. Fakat devamlı tefekkür halindedir. Baktığı zaman görmez, çağırıldığı zaman işitmez, konuşulduğu zaman anlamaz. Başına bir felaket gelse üzülmez, aç kalsa açlık hissetmez, görünüşü pejmürdedir. Allah’tan başkasından korkmaz, tenhalarda Allah’a münacaat eder, dünyalık yüzünden ehl-i dünya ile çekişmez.
Denilir ki: Hakiki sevgi-muhabbet üç şeyle belli olur.
- Seven; sevdiğinin sözünü, başkalarının sözüne tercih eder.
- Seven; sevdiğinin sohbetini, başkalarının sohbetine tercih eder.
- Seven; sevdiğini memnun etmeyi, başkalarını memnun etmeye tercih eder.7
Allah (c.c) bizleri hem sevsin, hem sevindirsin, hem de sevdirsin.

SAMİMİ BİR AŞKA DAİR

Mecnun’un derdi var, Leyla’sı güzel
Ferhat dağı deler, Şirin’i güzel
Çöller yürünse, dağlar delinse, ne çıkar
Güzelimin keremi güzel, aslı güzel
Ay parçası yüzü güzel, öpülesi eli güzel
Esved’ül Esved olan bakılası gözü güzel
Yüzü eli gözü bir tarafa
Kalbi güzel, gönlü güzel

Seyyiddir, soyu güzel, nesebi güzel
Güzellerin şahından gelir nuru güzel
Cemalullah ister cemali güzel
Nasıl vasfedilir bilmem her hali güzel


 

(Vesia kürsiyyühüs-semâvâti vel-ard) [Onun Kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.]

Ayetel-kürsî'yi hepimiz biliyoruz, namazdan sonra okuyoruz, çok sevaplı... Niye okuyoruz? Peygamber Efendimiz ne diyor: "Kim namazdan sonra Ayetel-kürsî'yi okursa, cennete ölmediği için giremiyor, hayatı mânidir; yoksa dosroğru cennete girecek." buyuruyor. Ayetel-kürsî okumak o kadar kıymetli... O Ayetel-kürsî'de:: (Vesia kürsiyyühüs-semâvâti vel-ard) "Allah'ın Kürsüsü, semâları ve arzı içine almıştır." deniliyor. Yâni semâlar ve arz, Kürsü'nün içinde...

İbn-i Abbas RA'dan rivâyet edildiğine göre, buyruluyor ki:

"--Bu yedi kat semâ Kürsü'nün yanında, Ayetel-kürsî'de geçen Allah'ın Kürsüsünün yanında, bir büyük sahradaki bir yüzük halkası gibidir."

Sübhàne rabbiyel-aliyil-a'lel vehhâb!.. Allah-u Teàlâ'nin mahlûkatının azametine bak da, Allah'ın ekberliğini anla!.. "Allahu ekber!" dediğin zaman, Allah'ın ne kadar büyük oluduğunu anla!.. Semâvâtı ve arzı, Kürsüsü kuşatıyor.

"--Kürsüsü de Arş-ı A'zam'ın yanında, deryada bir damla gibidir." buyruluyor.

Allah hepinizden razı olsun... Allah hepinizi cennetine soksun... Allah hepinizi cehenneme atmadan cennetine soksun... Allah hepinizi sağlam müslüman eylesin... Allah hepinizi İslâm'a en güzel tarzda hizmet edenlerden eylesin... Mal cömertliği versin, ten cömertliği versin, can cömertliği versin, şehidlik mertebesine erdirsin...

Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin... Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin...

El-fâtihah!..

Prof.Dr.Esad Cosan

07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Dervişân

March 08

Konuşulan konu BİR DEMET HADİS-İ ŞERİF

 

Alıntı

BİR DEMET HADİS-İ ŞERİF
               EVLADINA KUR'AN-I KERİM'İ ÖĞRETEN BABAYA KIYAMET GÜNÜ SULTAN TACI GİYDİRİLİR
b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

 

 DİN KARDEŞİ BİR MÜSİBETE UĞRADIĞINDA ONU TAZİYE EDENE ALLAHU TEALA KIYAMET GÜNÜ KERAMET ELBİSELERİ GİYDİRİR

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

 

HARCADIĞIN PARALARIN EN FAZİLETLİSİ, AİLENE HARCADIĞINDIR

  b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

 BİR HAYIRLI İŞE VESİLE OLAN KİŞİ, O İŞİ YAPAN KADAR SEVAP KAZANIR

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

MERHAMET ETMEYENE (ALLAH KATINDA) MERHAMET OLUNMAZ

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

İNSANLARA TEŞEKKÜR ETMEYEN,ALLAH'A ŞÜKRETMİŞ OLMAZ

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

İNSANLARIN AYIPLARINI ARAŞTIRISAN, ONLARIN BOZULMASINA SEBEP OLURSUN

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

İNSAN GÜZEL AHLAKI İLE,GECEYİ İBADETLE GEÇİREN DERECESİNE ULAŞIR

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

MİZANDA, GÜZEL AHLAKTAN DAHA AĞIR HİÇBİR ŞEY YOKTUR

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

 

SİZDEN BİRİNİZİN HANIMI MESCİDE GİTMEYE İZİN İSTEDİĞİNDE ONA ENGEL OLMASIN

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

KÜÇÜĞÜMÜZE ACIMAYAN VE BÜYÜĞÜMÜZÜN HAKKINI TANIMAYAN BİZDEN DEĞİLDİR

 b1a3b4e99bd612b7ad92ee9165002923

ASIL ZENGİNLİK MAL ÇOKLUĞU DEĞİL,GÖNÜL ZENGİNLİĞİDİR

 

Konuşulan konu BİR SÖYLEŞİ

 

Alıntı

BİR SÖYLEŞİ
GAVS’LA GÖNÜLDEN BİR SÖYLEŞİ

 

Sordum, niçin nazlısınız?

Dedi, bu tedbir almaktır.

 

Sordum, tedbirin gereği ne?

Dedi, aşkı yoklamaktır.

 

Sordum, buna gerek var mı?

Dedi, bu işte lazımdır.

 

Dedim, gönlünüz geniştir.

Dedi, gönülsüzler vardır.

 

Sordum, zayıflar no’lacak?

Dedi, vefa taşımaktır.
star020dc11bf8.gif picture by ankara-muratLineDivisor149.gif picture by ankara-muratstar020dc11bf8.gif picture by ankara-murat


Sordum, mahrum olan kimdir?

Dedi, münkir münafıktır.



Sordum, mahrumiyet neden?

Dedi, bu, hükm-i Hak’tır. 


 

Sordum, mesleğiniz nedir?

Dedi, çözüp bağışlamaktır.

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 

Sordum, çözmek nasıl olur?

Dedi, kalbi boşaltmaktır.



Sordum, kalbin işi nedir?

Dedi, aşkla ağlamaktır.



Sordum, aşkın sırrı nedir?

Dedi, yarda yok olmaktır.

Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket

Sordum, yarin isteği ne?

Dedi, samimi olmaktır.

Photo Sharing and Video Hosting at PhotobucketPhoto Sharing and Video Hosting at Photobucket

Sordum, samimiyet nedir?

Dedi, hep yâre bakmaktır.

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket

Sordum, bu nasıl olacak?

Dedi, nefsi bırakmaktır.

 TinyPic image   TinyPic image  TinyPic image   TinyPic image   TinyPic image  

Sordum, asıl dava nedir?

Dedi, has kulluk yapmaktır.



Sordum, bunun yulu nedir?

Dedi, Habib’e uymaktır.

Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 



Sordum, tavsiyeniz nedir?

Dedi, zikre sarılmaktır? 

   

Sordum, zikrin aslı nedir?

Dedi, Allah’la olmaktır.

 

Sordum, buna çare nedir?

Dedi, dostunu bulmaktır.

 

Sordum, dostlar neyi sever?

Dedi, hizmete koşmaktır.

 

Sordum, hizmetten gaye ne?

Dedi, nefsini kırmaktır.







Sordum, işin aslı nedir?

Dedi, mert insan olmaktır.

March 05

Konuşulan konu NEDEN HOŞGÖRÜ VE SAYGI ADAMIDIR MÜSLÜMAN?

 

Alıntı

NEDEN HOŞGÖRÜ VE SAYGI ADAMIDIR MÜSLÜMAN?
                                         
                                       NEDEN HOŞGÖRÜ VE SAYGI ADAMIDIR MÜSLÜMAN ?
             
                    Size bir soru; kendi akibetinizi biliyormusunuz? Cennete mi gideceksiniz;yoksa öbür tarafa mı? Kesin
olarak bilemiyorsunuz  değil mi? Ümit ile korku arasında beklemektesiniz.
                    Peki,başkalarınınkini nasıl biliyorsunuz?Onları da öyle görüyorsunuz değil mi?Onların da iki yana da aday olduğunu düşünmektesiniz.Öyle ise kimseye karşı peşin hükümümüz olamaz.Ne kötü yana,nede iyi yana.
Çevreye karşı gösterilecek olan şey,hürmet,saygı ve hoşgörü...Çevreden de beklediğimiz aynı şey.Zaten saygı göstermeyen saygı göremez.
                    Saygı görmek ısteyenler saygı göstermeli,hoşgörü ile muhattap olmayı âhlak haline getirmelidirler.Çünkü bilmiyor kendi akibetini de onlarınkini de...
                    
                    Ola ki,küçük gördükleri cennete,kendisi de aksi istikamete yollana.İkisi de mümkündür çünkü.
                    Şimdi sizlere bu konuda fevkalede düşündürücü bir hadis özeti arz etmek istiyorum.Oyle geliyor ki,sizde okuyunca benim gibi saatlerce düşünecek,sonra da çevrenize karşı tavrınıza çeki düzen verecek,herkesle iyi geçinmeye ve hoşgörü içinde olma konusunda bir kat daha kuvvetlenecek,kimseyi hafife almayacaksınız.
                    Başlarına kuş konmuş da hemen uçacakmış gibi sakin dinliyorlardı Kainatın Efendisi'ni.O da ibret alıp ikaz olacakları  olayları bir bir sıralıyor,çevrelerine karşı takınmaları lazım gelen tavrı telkin eden misalleri sunuyordu.Ashabın bütün dikkatiyle dinlediği şu olayı da anlattı tane tane.Buyurdu ki:,
                    Benî İsrail'de birbirine zıt anlayışta iki insan vardı.Biri günahkar,öteki de ibadetli halda yaşıyorlardı.
                    İbadetli olan günahkâra her fırsatta yapma diyor,sık sık ikaz ediyor.bazen de sertleşerek yapıyordu bunu.İbadetli nin ötekine olan müdahalesi sertleşip rahatsız edici hale gelince adam da sertleşerek dedi ki:
                    Beni Allah'ımla baş başa bırak.Sen benim günahlarımı tesbit ve teşhis müfettişi misin?Bu çıkış ibadetliyi kızdırdı.O da dedi ki:
                    Allah seni affetmeyecek vallahi.Sen cenneti asla göremezsin.Bunu böyle bil !
                    Böylece aralarındaki iyi münasebet bozulan bu iki kişi bu haldey ken öldüler.İkiside Allah'ın huzuruna çıktılar.Allahü Teala ibadetliye şöye hitap etti:
                    Benim af selahiyet ve iradem senin elinde miydiki kuluma,Allah seni affetmez.Cennetine koymaz diye kestirip attın.Benim adıma cennet-cehennem paylaştırması yaptın !
                    Bundan sonra günahkâr adama dediki:
                    Haydi sen doğruca cennetime.Ümit kestiren adama da dedi ki:
                    Haydi sen de doğruca cehenneme...
                    Evet,şuurlu ve tefekkürlü bir insan hiç kimseyi hafife almaz,basit görmez.Bilmiyor çünkü onun nereye,kendisinin nereye gideceğini.Sonucu kendisi değil,cennet ve cehennem tasarufunda olan Allah Teala tayin etmektedir.Zaten ehl-i sünnet inancında hiç kimseye ümit kestirilemez,garanti de verilemez.Korku ile ümit arasında bekler bütün Müslümanlar.
                    Hal böyle olunca herkesle iyi diyalog kurmak,hoşgörü ile gecinmek.İslam'ın vazgeçilmezi olur.Kimseyi horlamak,dışlamak kabil olmaz.Bilmiyor sonucu çünkü.İşte bundan dolayı diyoruz ki,Müslüman demek hoşgörü ve saygı insanı demektır.Siz söyleyin yanılıyor muyuz?
                    Geniş bilgi için Hadis Ansiklopedisi Kütüb-i Sitte'nin 11.cildinde Af ve Mağfiret bölümüne bakılabilir.
                    

ONLAR NAMZLARINDAN GÂFİLDİRLER

 
                                                    ONLAR
                                        N A M A Z L A R I N D A N
                                              GAFİLDİRLER
 
           Tefsirlerde Mâ'un Sûresinde yer alan ''Ansalâtihim sâhûn'' yani
''Onlar namazlarından gâfildirler''ayeti şu şekilde açıklanmaktadır.Namaz
kılıp kılınmaması fark etmez.Bazen kılar bazen kılmazlar.Kılarken de tam
son vakitte kılarlar.Vakit bitmek üzereyken formalite gereği namazı çabucak
yerine getirirler.Namaza isteksiz kalkarlar.Namazda elbiseleriyle oynar ve
esnerler.Namazları nın Allah'ı anmakla en ufak ilgisi yoktur.Namaz boyunca
ne okuduklarını hissetmezler.Okurkende kalpleri başka yerdedir.Namazı çabuk
çabuk kılar,rüku ve sücudu doğru dürüst yapmazlar.Namazı sadece bir şekil
olarak eda eder ve kurtulurlar.Namazı kılmaları,bir müsibeti başlarından atmak
ister gibidir.Rabbim cümle müslümanları namazını dosdoğru kılan kullarından
eylesin AMİN. 
          
 
 
 
 
 
 
 
March 04

İMAN'NIN HAYATA YANSIMASI

 
                              İMAN'IN HAYATA YANSIMASI
                           -----------------------------------
 
             Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir.Elbette ki ahiret
 
yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır.
 
(Halâ akıllanmıyacakmısınız)
 
                               (Maide 32)
 
 
           BİR MÜMİN BÜYÜK GÜNAHLARI İŞLEMEKTEN ATEŞTEN KORKAR GİBİ KORKAR.
March 03

Konuşulan konu SALAT-I TEFRİCİYE OKUMAK

 

Alıntı

SALAT-I TEFRİCİYE OKUMAK

AHMED ŞAHİN

Soru: Özellikle hanımlar arasında bazı dünyevi menfaatler için Salat-ı Tefriciyye okuma adeti görülmektedir. Okunan bu Salat-ı Tefriciyye’nin sahibine sağlayacağı dünyevî fayda kesin midir? Özellikle 4444 gibi yüksek rakamda okumak şart mıdır? Bu miktara ulaşılmazsa beklenen fayda gerçekleşmez mi?



 

Her salatü selam duadır. Dualar da ibadet niyetiyle yapılır. Duaların nerede, ne zaman kabul edileceğini biz bilemeyiz. Ama dua terkedilmez.

Bilindiği üzere Peygamberimiz’e (sas) salatü selam getirmek bizim ömür boyu mükellef olduğumuz hasbi! görevimizdir. Bu konuda Ahzap Sûresi’ndeki ayette ve birçok hadislerde salatü selam okumamız emredilmektedir. Nitekim namazlarımızda tekrar ettiğimiz Allahümme salli.. Allhümme barik.. duaları da emredilen salavat dualarından bazılarıdır.Bizler bu gibi salavat-ı şerifeleri her fırsatta okur, Peygamberimiz’e salatü selam getirmeyi vazgeçilmez görevimiz olarak biliriz. Bunu yaparken de dünyevî bir karşılık beklemeyi aklımıza dahi getirmeyiz..

İşte hiçbir dünyevi maksat beklemeden, sadece Peygamberimiz’in şefaatine nail olma ümit ve niyetiyle okuduğumuz bu salatü selamlara bazıları bu defa , (Salat-ı Tefriciye’de olduğu gibi) peşin dünyevi bir istek de yükleyerek okumaya başlıyorlar. Böyle durumda ise soru şu oluyor:

- Dünyevi bir niyetle okunan salatü selamda beklenen peşin dünyevi sonuç kesin şekilde elde edilebilir mi? Böyle dinî bir hüküm var mıdır?

Bu soruya sıhhatli cevap verebilmek için okunan salavatların birer dua olduğunu, duanın karşılığının ise çoğunlukla ahirette verileceğini hatırlamaya ihtiyaç vardır. Şöyle ki:

- Salat-ı Tefriciye gibi salatü selamlar Peygamberimiz için yaptığımız birer makbul duadırlar. Dualar ise ibadet niyetiyle okunur. İbadetlerin karşılığı da bazen dünyada verilse bile çoğunlukla da ahirete tehir edilir. Bu sebeple, bu okumalarda dünyevi sonuç hemen alınmazsa duam kabul olmadı, redde uğradı, diye ümitsizliğe düşülmez.. Belki karşılığı ebedi hayatta verilmek üzere ahirete tehir edildi, denerek salatü selama devam edilir..

Yani hangi sıkıntıdan kurtulmak niyetiyle okunursa okunsun okuyan karşılığını hemen peşin olarak dünyada alacak, düşündüğü sonuca da mutlaka hemen varacak, diye bir hüküm yoktur.. Kaldı ki, maruz kalınan sıkıntılar, bu gibi duaları okumanın da vakitleri olarak görülür. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri’nin bu konudaki hatırlatmaları aynen şöyledir:

-Dua bir ibadettir! Kul, kendi aczini ve fakrını dua ibadeti ile ilan eder. Zahiri maksatlar ise dua ibadetinin vakitleridir! Hakiki faideleri değil. Çünkü ibadetin faidesi, ahirete bakar! Dünyevi maksatları hasıl olmazsa, o dua kabul olmadı, denilmez, belki daha duanın vakti bitmedi denir, dua yapmaya devam edilir..

Bu sebeple Salat-ı Tefriciyye gibi mübarek ve makbul salavat dualarını, sadece dünyevi ihtiyacımızı karşılama aracı durumuna düşürmemeli, ebedi hayatta karşılığını göreceğimiz bir şefaat vesilesi duamız olarak okumalı, peşin sonuç alınmazsa okuduğumuz salavatlar boşa gitti dememeli, karşılığı ahirette verilecektir diye devam etme şevkimizi korumalıyız...

-4444 kere okunma rakamına gelince: Kolay hatırda kalması için böyle bir rakam söylenmiş olabileceği gibi, bir sır da bulunabilir bu miktar okumalarda. Nitekim tefsir sahibi Kurtubi’nin (4444) defa okunması halinde kabul olacağı yönünde bir ümidi vardır. Ancak bu da bir ümittir. Bu miktarı bulan okumalar mutlaka kabul olur, bulmayan ise redde uğrar demek değildir. Nitekim günde 41 defa, 21 defa okunmalıdır, diyenler de olmuştur. Duadır bu.. Az okuyanın az, çok okuyanın da çok sevap alması hem makul hem de meşru bir sonuç olur. Dünyevi sonuç kesin olmasa da uhrevi sevap ihlası nispetinde kesinleşir diye düşünmek doğru olur.

Böyle düşünmenin faydası şu olur: Bunca ümitle okunduğu halde dünyevi sonuç alınamazsa boşa okuduk diye bir kırılmaya sebep olmaz, karşılığı ahirette ebedi şekilde verilecek diye ümit bağlantısı devam eder, kopma olmaz. Mühim olan da kopmanın olmaması, ümitsizliğe düşülmemesidir. Okuma azim ve aşkının devam etmesi, bu sevaptan mahrum kalınmamasıdır.

 

 

Sayı:

250

Bölüm:

Dua Ediyoruz




February 29

Konuşulan konu azrailin güzelliği

 

Alıntı

azrailin güzelliği
Azrail'n Güzelliğislayt110

-Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den gerçek bir hatıra-
Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları,
o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım.
Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı.
 Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen,
bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat
ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm.
 Ancak Serap'ın da bütün
diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kışaylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

-''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.'' ''Niçin?" diye sordum.
-"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?"

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
--"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun.
Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum"
manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlarını bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
-"Doktor bey,'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
-"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı farkedince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim. Dönüşümde annesi telefon ederek:
-"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum.
 Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.
 "Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve
eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde
morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar
 yaşayacağına dair işaret sezdim.

Ertesi gün O'na:
-"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin.

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
-"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"
-"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme,
sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."

Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.
Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
-"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve devam etti:
-Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız"
denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
-Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!...yldzei1cx5
                                     cchw8vk5gx9

Konuşulan konu Bir kelebeğin insanlık dersi..

 

Alıntı

Bir kelebeğin insanlık dersi..
 
 
 
 
 

Bir gün kozada küçük bir delik belirdi; deliğin ucu kıpırdıyordu. Bu kıpırdamayı bir adam gördü. Merak etti ve oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı ilgi dolu bakışlarla seyre daldı.
Bir ara sanki kelebek delikten çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi adama. Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamıştı.
Bu durumu hisseden adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline küçük bir kesici alet alıp, kozadaki deliği büyütmeye başladı.
Delik kelebeğin rahatça çıkabileceği boyuta geldi. Bunun üzerine kelebek kozadan kolayca dışarı çıkıverdi.
Fakat oda ne! Kelebeğin bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu.
Kozadan çıkan kelebeği adam izlemeye devam etti; adam kelebekten bir şey bekliyordu. Kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.
Ama adamın beklediklerinin hiç biri olmadı! Kelebek uçamadı. O an uçamadı, hiçbir zaman uçamadı..
Kelebek, hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı.

 


Adam kelebeğe iyi niyetle yardım etmek istemişti, kelebeğe iyilik yapayım derken ne büyük bir kötülük yapmıştı.
Adamın anlayamadığı bir şey vardı. Kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, Allah'ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol olduğuydu.
Kelebek kozada kalacağı kadar kalamamıştı.
Bazen hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır.
Eğer Allah, hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi, o zaman şu kelebek misali bir anlamda sakat kalırdık.
O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemez, asla uçamazdık...

GÜÇLÜ OLMAK İSTEDİM... Ve Allah beni güçlendirmek için zorluklar yolladı.
BİLGELİK İSTEDİM... Ve Allah çözmem için sorular yolladı.
BAŞARI İSTEDİM... Ve Allah bana çalışmak için zeka ve kas gücü verdi.
CESARET İSTEDİM... Ve Allah bana üstesinden gelmem gereken problemler verdi.
SEVGİ İSTEDİM... Ve Allah bana, yardımcı olmam için problemli insanlar yolladı.
İYİLİK İSTEDİM... Ve Allah bana fırsatlar yolladı.

"İstediğim hiçbir şeyi elde edemedim... Ama ihtiyaç duyduğum her şey Allah tarafından bana verildi."


YAŞAMINIZI KORKUSUZCA YAŞAYIN, ZORLUKLARIN TÜMÜNE GÖĞÜS YERİN VE ONLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLECEĞİNİZİ AÇIKÇA GÖSTERİN.
YÜZÜNÜZDEN GÜLÜMSEMEYİ EKSİK ETMEYİN, UNUTMAYIN Kİ BÜTÜN İNSANLARIN SİZİN GÜLÜMSEMENİZE İHTİYACI VAR...

 

 

Konuşulan konu Konuşulan konu Konuşulan konu ANLAYANA

 

Alıntı

Konuşulan konu Konuşulan konu ANLAYANA


İYİ BİLİN Kİ!    GÖNÜLLER ANCAK  ALLAH'I  ANMAKLA  TATMİN OLURLAR...........0kp5

 

85350ea25722291603f6c3e173463931EY İNSANLAR!SİZ VE SİZDEN ÖNCEKİLERİ YARATAN RABBİNİZ'E İBADET EDİN Kİ,KORUNANLARDAN OLASINIZ.<Bakara-21>

 

allah

İNSANLARI YALNIZCA BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM<Zariyat-56>34
 

15dt

 

AKILLI  O KİŞİDİR Kİ;NEFSİNİ MUHASEBE EDER VE ÖLÜMDEN SONRASI  İÇİN HAZIRLANIR. e2470dcb404de7244bc34d8b31767af1e9a9395dbd466ffc5c9e276aec4d678f
 
 

thumb_3b12a6db16d5d4e1deaa370b123e4bec

                                                                      ALLAH'I   ANIN
                                                   RUHUNUZ DOYSUN

51

55

GÜNLÜK HAYATTA SÜNNET'LER

 

Alıntı

Günlük hayatta sünnetler
            

y1p2dfPZz3-9CXRTMnODw6EegyOgC6jbdgaP1Ns9nLAvZpc_GdhpKYCnvJr_klJJl_U9sJDsP6G1P2211Y3Ls_i_UnfoMuhxlPH

O NUN GİBİ YAŞAMAK          
(SÜNNETLERİMİN UNUTULDUĞU AHİR ZAMANDA,HER KİM BİR SÜNNETİMİ İHYA EDERSE, ONA YÜZ ŞEHİT SEVABI VERİLECEKTİR.)
UYKU-Abdestli olarak sağ tarafımıza yatmak,iki avucumuzu birleştirip sağ yanımızın altına koymak.
Yatınca 33 subhanallah 33 elhamdülillah 33 allahuekber demek.
TEMİZLİK-Haftada bir gusül abdesti almak.
Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
Cuma günü tırnak kesmek.
ABDEST-GUSÜL-Akşam yatarken abdest almak.
Abdest aldıktan sonra kelimeyi şahadet getirmek.
Müslümanın daima abdestli gezmesi.
GİYİM-Kafirlere karşı güzel ve temiz görünmek.
Bir şeyi giyerken sağdan,çıkarırken soldan başlamak.
NAMAZ-Her namaz sonunda kabir azabından Allaha sığınmak.
Yeni bir işe şükür namazıyla başlamak.
DUA-Tanıdıklarla karşılaşıp ayrılırken hayır duada bulunmak.
Duayı uzatmak ve tekrarlamak.
Duada iken kıbleye dönmek ve elleri kaldırmak.
ZİKİR-Herşey besmele ile başlamak.
Hergün en az 70 defa estağfirullah demek.
Bir şeye hayret edince subhanallah demek.
SELAM-Tanıdık tanımadık herkese selam vermek.
Çocuklara selam vermek.
YEME-İÇME-Yemeğe besmele ile başlamak.
Yemek tabağını iyice sıyırmak.
Suyu üç yudumda içmek.
Yemekten sonra tatlı yemek.
Yemeğin sonunda Allaha şükür etmek.
MUAŞERET-Yemekte faydalı şeyler konuşmak.
Yemek için davet yapmak.
Dargın olanların arasını bulmak.
Hasta olan küçük çocukları ziyaret etmek.
Özür dileyenin özrünü kabul etmek.
Eve girince selam vermek.
İnsanları yüzüne karşı övmemek.
Yaşlıları ve hastaları ziyaret etmek.
Yalnızca sevabı umulan konularda konuşmak.
Büyüklerin küçükleri ziyaret etmesi ve tevazu göstermesi.
Allah yolunda çektiğimiz sıkıntıları söylememek.
Müsade edermisiniz demek.
MİSAFİRLİK-Salih kişileri ve dostları ziyaret etmek.
Davet edildiğimiz yerde namaz kılmak.
Davete icabet etmek.
HEDİYELEŞME-Hediyeyi hediye etmek.
Kafirin hediyesini kabul etmek
ÇOCUK-Çocuklara güzel isim koymak.
Çocuk doğunca ilk beyaz elbise giydirmek.
Küçük çocukların başını sıvazlamak.
Yetimlerin başını arkadan öne; analı babalı çocukların başını önden arkaya sıvazlamak.
Çocukları alim bir zatın yanına vermek.
TEDAVİ-Kan aldırmak.
Her derde deva bal kullanmak.
Hasta dolaşmak,hastaya dua etmek.

medinee1

 y1p2dfPZz3-9CXRTMnODw6EegyOgC6jbdgaP1Ns9nLAvZpc_GdhpKYCnvJr_klJJl_U9sJDsP6G1P2211Y3Ls_i_UnfoMuhxlPH
 
 
 

February 28

Konuşulan konu İNSANI ALDATAN DÖRT KELİME

 

Alıntı

İNSANI ALDATAN DÖRT KELİME

İNSANI ALDATAN DÖRT KELİME

Mevlâna Rûmi Rahimehullah der ki:
"Vakit keskin kılıç gibidir, ömrü kesiyor;O seni kesmeden evvel sen onu kes!..
Kalbî zikre devam et!.. Dilin kapılarını kapat!..Kalbin zikirle konuşsun, dilin hikmetle sussun..Huzur buluncaya kadar öyle ol, üstün zekâ sükut etmektedir.
Az ye, az konuş, az uyu..Ameli bırakmak ne kötü bir hal.. "İleride amel edeceğim" demek ondan daha beter bir haldir."
İbn-u Atâullah İskenderî'den naklen Ebu Muhammed Eş-Şa'ranî:
"Tüm insanlar dört kelime ile aldanmıştır:


EĞER
Birisi, eğer zengin olsaydım ibadet ederdim der,
Diğeri, eğer fakir olsaydım ibadet ederdim der,
Öbürü, eğer genç olsaydım ibadet ederdim der,
Başkası, eğer ihtiyar olsam ibadet edeceğim der.
İşte dilin bir fenalığı budur.


NEDEN
İlim oku! Neden okuyayım?
Sus! Neden susayım?
Konuş! Neden konuşayım?
Nedenle beden tembel olur, nedeni bırak!


NASIL
İbadet et! Nasıl edeceğim?
Çalış! Nasıl çalışacağım?.


KEŞKE
Keşke ben zengin olsaydım, hacca giderdim..
Keşke ölseydim, suç işlemeseydim..
Bunlar hep dil illetidir.. İstikamet yolundan insanı çeviren sebeplerdir.


Bunların tedavisi iki edepledir:
1-Ahireti dünyadan daha fazla tercih etmekle, tembellik zincirlerini koparmak ve kalbî zikretmek,
2-İşi zamanında yapmak, ertelememektir.

Konuşulan konu NİHAT HATİPOĞLU HOCA EFENDİNİN komunist bir avukat hanımla tartışması

 

Alıntı

NİHAT HATİPOĞLU HOCA EFENDİNİN komunist bir avukat hanımla tartışması
   

Konuşulan konu TÜM ARKADAŞLARI DESTEKLEMEYE BEKLİYORUM

 

Alıntı

TÜM ARKADAŞLARI DESTEKLEMEYE BEKLİYORUM

 

oy verelim lütfen


http://www.haberturk.com/haber.asp?id=52154&cat=230&dt=2008/01/21

YUKARIDAKİ ADRESTE TÜRBAN OYLAMASI YAPILIYOR.HABERTÜRK BUNU TÜRKİYENİN KARARI OLARAK DUYURUYOR.MADEM ÖYLE KENDİ DENİZLERİNDE BOĞALIM ONLARI... SAĞDUYUMUZLA BU OYLAMAYA KATILALIM VE ETRAFIMIZA DA DUYURALIM...

Konuşulan konu MORALİN NİYE BOZUK?

 

Alıntı

MORALİN NİYE BOZUK?
Moralin Niye Bozuk?
hz. Adem (a.s.)gibi 200 Sene Tevbe Mi Ettin?

hz.ibrahim Gibi Ateşe Mi Atildin?

hz.Zekeriyya (a.s)gibi Testereyle Mi Kesildin?

hz.Yusuf (as) Gibi Kuyuya Mi Atildin?

hz.Muhammed (sav) Gibi Taif'te Taşlandin Mi, Başina işkembe Mi Konuldu
namaz Kilarken, Dişin Mi Kirildi, Yüzüne Tükürük Mü Atildi, Hicrete Mi Zorlandin, Sevdiklerinden Mi Ayrildin?

hz.Hamza (r.a) Gibi Burnun Kulağin Mi Kesildi?

Musab Bin Umeyr Gibi Kollarin Mi Kesildi?

Cafer Bin Ebu Talip Gibi Ok, Mizrak Ve Kiliç Darbeleriyle Yaralandin Mi?

Ammar,sümeyye, Yasir Gibi işkence Mi Gördün?

Bilal Gibi Kizgin Kumlara Yatirilip, üzerine Taşlarmi Kondu?

Yunus Peygamber Gibi Denize Mi Atildin?

Eyüp Peygamber Gibi Vücudunu Yaralar Mi Kapladi?

hz. İsa Gibi çarmiha Mi Gerilmek istendin?

Üstad Gibi Zindana Mi Atildin, Zehirlendin Mi?

hala Moralin Mi Bozuk?
ne Düşünüyorsun, Dünyalik işler Mi?silkinelim, Kendimize Gelelim........!

Üzüleceksen, Namazini Kazaya Biraktiğin için, Teheccüde Kalkamadiğin için, Birinin Kalbini Kirdiğin,
pazartesi Perşembe Orucunu Tutamadiğin için üzül

Üzüleceksen Bugün ALLAH için Bir şey Yapamadiğin için, ALLAH Ve Resulü (sav)'nü Memnun Edemediğin için üzül

Filistin'de, çeçenistan, Bosna Hersek'te, Irak'ta Ve Dünyanin Dört Bir Yaninda Zulüm Gören,
işkence Edilen, öldürülen Din Kardeşlerin için üzül

Üzülürsen, Bir Fakire Yardim Edemediğin için, Yetimin Elinden Tutamadiğin için üzül

Üzülürsen, Afrika'da Ve Diğer ülkelerde Bir Lokma Ekmek Bulamayan,
hastaliklarla Mücadele Eden insanlar için üzül

Üzülürsen,Kur'an-ı Yeterince Okuyup, Hayatina Tatbik Edemediğin için üzül

Üzülürsen, Peygamber Efendimiz'i, Canindan, Malindan,aile Bireylerinden, Herşeyden çok Sevemediğin için üzül

Üzülürsen, Hakiki Manada Kul, Efendimiz'e ümmet Olamadiğin için üzül

Üzülürsen, Efendimiz'in şefaatine Nayil Olamama Korkusuyla üzül.

BAKARA SÛRESİ'NIN AÇIKLAMASI

 
                                 BAKARA SÛRESİ'NİN AÇIKLAMASI
                             ===========================
 
                           1-  Elif,Lâm,Mim.
                            
                           2-  İşte o kitap,bunda şüphe yok;(muttakiler)
                                 korunacaklar için hidâyetin tâ kendisidir.
 
                           3-  Onlar ki gayba iman edip namazı dosdoğru 
                                 kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz
                                 şeylerden ınfak ederler.
 
                           4-  Ve onlar ki, hem sana indirilene iman ederler
                                 hemde senden evvel,indirilene.Âhirette de onlar
                                 kesin olarak inanırlar.
 
                           5-  Bunlar,işte Rablerinden bir hidayet üzerindedirler.
                                 ve işte bunlar o felaha eren kurtulmuşlardır.
 
       
                                  BAKARA SÛRESİNİN OKUNUŞU
                             =========================
 
                                Bismillâhirrahmânirrahiym
 
                               Elif lâm mim (1) Zâlikel kitâbülâ raybe fîhi hüdel lil müttekıyn
 
                               (2) Ellezîne yü'minûne bil ğaybi ve yükıymûnas salâte ve mimmâ
                                razaknâhüm yünfikûn(3) Vellezine yü'minûne bi mâ ünzile ileyke
                                vemâ ünzile min kablik,ve bil âhireti hüm yûkınûn(4)Ülâike alâ
                                hüdem mir rabbihim ve ülâike hümül müflihûn(5)
 
 
                                   BAKARA SÛRESİNİN FAZİLETİ
                            ==========================
 
                           -  Kim Bakara sûresini okursa kendisine bir tac giydirilir.(s.Darimi)
 
                           -  Bakara Sûresinin son iki ayetini (Amenerrasulü)Allah (C.C)onu bu ümmete
                               indirmiştir.Bu iki ayet,Arşın altındaki rahmet hazinelerindendir.
 
                           -  Amenerrasulü,dünya ve ahiret bütün iyliklerini,güzelliklerini içerisine
                               almıştır.
 
                           -  Yatmadan evvel mutlaka okunmalıdır.(S.Darimi)y1pbE_u3T2aA5HAOeSA_pnHYCiDlqicToSQb_mFFJaEahoOSXuPoQik6vec547mjqQtnxaAgPl7LDoy1pbE_u3T2aA5HX6NaxgMCzMkEm-PvyaNfTU4voq0d2WUNbjbYDGm3JerRdiZ7TvmybHS1wMSgMuFoy1pGQbLeCYkUuqF0klum10RAUttbNs6ExhFbRS_lx1shSaoOhh1ZOzQ5AomJf17wDUg4VPXfDkJ1Dg
 
                                                                         
 
 
February 25

ALLAH LAFZI

 

Alıntı

ALLAH Lafzı
     
 
allahu_ekber
 
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
Photo 1 of 16

NEVZAT ELÇİ 724

Occupation
Location
Interests
IĞDIR DE DOĞDUM ASLEN AĞRI LI OLUP YAKLAŞIK 29 YILDIR İZMİR DE YAŞIYORUM �ALIŞMA HAYATIMDA IĞDIR,AĞRI,İZMİR,MARMARİS.33 YILLIK EVLİ OLUP BU EVLİLİKTEN OLAN 3 KIZIM VAR HAMDOLSUN 3 DE EVLİ MUTLULUĞUN RECETESİNI HERZAMAN BARDAĞIN DOLU TARAFINI GORMEKTE BULDUM TAVSİYE EDERIM
No list items have been added yet.